YENİCE KÖYÜ KÖPRÜSÜ

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek

YENİCE KÖYÜ KÖPRÜSÜ

Mesaj tarafından Hilal Bir Salı Mart 02, 2010 6:04 pm

Yeňice Köyü Köprüsü


“vakf-ı köprü-yi garye-i yeňice”
Nakid 400 (akçe), ripinden hâsıl olan meremmetine sarf oluna deyu meşruttur.
(400 akçenin gelirinden elde edilen paranın köprünün küçük onarımlarında kullanılması için bir vakıf kurulmuştur.)

Memleketimizin en güzel köşelerinden biri olan ve doğup büyüdüğüm Hamideli diyarının tarihini öğrenmek için Devlet Arşivleri’nden satın aldığım ilgili kitapları karıştırırken Yeňice Köyü Köprüsü diye bir ibare dikkatimi çekmiş olup, nasıl olsa bu köprüyü bir ara görürüm diye düşünüyordum. Mamafih, bölgedeki daha başka köprüler veya yapılar yazılmaz iken, sadece Yeňice Köyü Köprüsü’nün vakıf konusu olması ve vakıf defterine yazılmış olması merakımı mucip olmuştu.
İki-üç sene evvel varlığından haberdar olduğum bu köprüyü yerinde görmek için, 23 Eylül 2008 Salı günü, arkadaşım Jeolog A. Hamdi Taşlıca Beyle birlikte yöreye bir gezi düzenledik. Öncelikle, Gelendost İlçesi’nin merkezinden 16 biň metre kadar Eğirdir tarafında, Yeşilköy Köyü’nün hudutları içinde ve Eğirdir-Konya yolunun 300 metre kadar göl tarafında bulunan ve H. 620 yılında Sultan Alaeddin Keykubat tarafından Vali Ertokuş’a yaptırılan Dadil veya Kudret Hanı’nı ziyaret ettik. Daha sonra, Gelendost İlçesi’nin Afşar Köyü’ne uğradık ve oradaki Afşar Camisi’ni ziyaret ettik. İşbu cami, Ankara’daki Ahi Elvan ve Ahi Şerafeddin (Aslanhane) camilerine benzemekte olup, 1530 yazımının defterinde Afşar Camisi olarak geçmiş bulunmaktadır. Bu vesile ile aynı defterde Ahi Ali Hamamı olarak geçen bir hamamı da gördük. Afşar Köyü’nün merkezine 700 metre mesafede, Afşar- Dodos- Hüyük İskelesi yolu üzerindeki yâni eski ipek yolu güzergâhındaki Afşar Çayı denen çay üzerinde yapılmış ve her bir açıklığı 5 metre kadar olan, iki gözlü bir Selçuklu köprüsünü de gördük ve söz konusu cami ile köprünün resimlerini çektik. Bu yörede başkaca bir tarihî köprünün olup olmadığını tanışlara sorduğumuzda, Afşar- Gelendost arasında, yine Afşar Çayı üzerinde yapılmış ve 1960 yılında ağır bir kamyonun üzerinden geçmesi esnasında kemerinden bir kilit taşının düşmesi sonucunda yıkılan tek gözlü bir Selçuklu köprüsünden başka bir köprüyü bilmediklerini söylediler.
Ankara’ya dönüp de öğrendiğimiz bilgileri kayıt ederken, Afşar yerleşim yeri içinde sayılan bu köprüye neden Afşar Köprüsü değil de, Yenice Köyü Köprüsü denmiş olduğunu düşünmekten kendimi alamadım. Çünkü o devirde Afşar büyük bir yerleşim yeri ve kaza merkezi olup mantıken köprüye buranın adının verilmesi gerekirdi. Köydeki tarihî yapılar bunun bir delili olarak görülmelidir. O hâlde, Yenice Köyü de neyin nesi oluyordu? Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğünce 1993 yılında alarak yayınlanan 438 numaralı Muhâsebe-i Vilâyet-i Anadolu Defteri (937/1530) sf. 68 de “yeňice köyü köprüsü, afşar kz., 314” diye düşülmüş olan kayıt neyin nesiydi?
23 Eylül 2008 Salı günkü Afşar Köyüne olan ziyaretimde tanışmış olduğum, Alaeddin Camisi’nin 1965- 1970 yıllarında onarımını yapmış olan Mehmet Kara Bey ile tekrar sohbet imkânını buldum. Bu sohbet, önümüze yeni bir ufuk açtı. Sohbetimizde, “sizin Yeňice Köyü Köprüsü dediğiniz köprü, büyüklerden göl suları altında kalmış olduğunu duyduğumuz Kemer mevkiinde, Yeňice Köyünü Barla Kasabası cihetine bağlayan köprü olmalıdır” dedi. Kemer Boğazı, Yeňice Köyü’nün 9 biň metre batısında, Eğirdir ve Hoyran göllerinin birleştiği yerde bulunuyordu.
Bu meyanda, daha evvel de, Barla Kasabası’ndan Hacı Bekir Vural’dan, Eğirdir ile Hoyran göllerinin birleştiği yerde, şimdi sular altında kalan, bir yolun var olduğu rivayetini duymuş, fakat bu tevatürü pek önemsememiştim. 22 Ekim 2008 günü Hacı Bekir ile yaptığım görüşmede, birkaç nesilden beri aktarıla gelen bir başka tevatür daha öğrendim. Hacı Bekir, “eskilerden duyduğumuza göre, Barla Şehri’nin tam doğusunda, sahilden yaklaşık biň metre içeride, şimdi göl içinde kalan bir köy varmış. Bu köye gelen yaşlı bir zat, bir köpeğin eniklerini o köyden dışarı taşımakta olduğunu görünce, köylülere bu köye, bu gece bir hal olacak veya bir felâket olacak, köyü terk edin demiş. Bu yaşlı zatın dediğine yalnız yaşlı bir kadın uymuş ve köpeği takip ederek İlama Köyü’nün yakınında, adına“Köpek Sultan” veya eski köy yeri denilen yere gelip konmuş. İşte o gece, Hoyran Gölü taşmış, hem Kel Tepe’yi Bülbül mevkiine bağlayan yolu, hem de Aynalı Çarşısı olan bu köyü sular basmış” diye anlattı.
1930’lu yıllarda neşredilmiş olan Isparta Ün Dergisi’nden, 1614 yılında Eğirdir Gölü’nün taştığını, Afşar kazasına bağlı Maziye Köyü’nün sular altında kaldığını, insanlarının ise Yeňice Köyüne taşındıklarını okumuştum.
Daha sarih bilgilerle devam edebilmek için, bu noktada, bölge hakkında kısaca malûmat vermekte fayda vardır:
Sultan Dağları, Karakuş Dağları, Gölcük (Gelincik veya Barla) Dağı, Eğirdir Sivrisi, Davras Dağı ve Anamas Dağlarıyla çevrili olan Hamideli yöresinin doğu kısmında Türkiye’nin en büyük tatlı su göllerinden, 1121 rakımlı Beyşehir Gölü ile 916 rakımlı Eğirdir Gölü bulunmaktadır. Eğirdir Gölü, 570 biň metre kare genişliğinde olup, son günlerde Beyşehir Gölündeki sularının çekilmesiyle hacim olarak Türkiye’nin en büyük tatlı su gölü durumuna gelmiştir. Bu göl, şekil olarak sekiz rakamını andırır ve böylece iki parçadan oluşur. Yöre halkı tarafından Güney parçası Eğirdir Gölü, Kuzey parçası ise Hoyran Gölü olarak bilinir. Hoyran Gölüyle Eğirdir Gölü’nün birleştiği Kemer mevkiindeki boğazın genişliği 1400- 1500 metre civarındadır. Eskiden derinliği 16 metre olan göl, suların çekilmesiyle şu sıralar 14 metre kadar bir derinliğe sahiptir. Kemer boğazında ise, en derin yerin 6-8 metre civarında olduğu söylenmektedir. Hoyran Gölü’nün kuzeyinde, Sultan Dağları’nın Afyon tarafında, bugün bataklık hâline gelmiş ve neredeyse Hoyran Gölü büyüklüğünde olan 1002 rakımlı Geneli veya Karamık Gölü bulunmaktadır. Yine Sultan Dağlarının kuzey doğu yönünde, şimdi tamamen kurumaya yüz tutmuş 958 rakımlı Akşehir gölü vardır. Hoyran Gölünün doğusunda çok verimli olan 15 biň dönümlük Kundanlı (Hoyran), batısında ise 100 biň dönümlük ve yaklaşık 940 rakımında Seňirkent (Kara Arslan) ovaları vardır. Kundanlı ovasından geçip Hoyran Gölüne ulaşan akarsuya Değirmen Çayı, Senirkent ovasından gelene ise Pupa Çayı denir. Pupa Çayı üzerinde şimdi Uluborlu Barajı bulunmaktadır. Afşar, Yenice, Gelendost ve Yaka ovaları da yaklaşık 100 biň dönüm tutmakta ve 940 rakımda bulunmaktadır. Sultan Dağlarından doğup Yalvaç İlçesinden geçerek Afşar önlerinde Eğirdir Gölüne dökülen yaklaşık 40 biň metre uzunluğunda olan akarsu yörenin en uzun akarsuyu olup, kolları üzerine yapılan irili ufaklı 10 kadar baraj ve gölcük yüzünden suların göle gelmesi büyük ölçüde önlenmiştir. 40 biň dönümlük Boğaz Ovası’nda 1952 yılında açılan bir arkla, gölün yükselmesi hâlinde, Eğirdir Gölünün suları Kovada Gölü aracılığı ile Aksu Nehrine boşaltılmaktadır. Eskiden doğrudan Akdeniz’e giden Aksu Irmağı’nın suları, şimdi önce Sorgun gölcüğünde toplanıp, bilahare de Yılanlı arkıyla Çay Deresine, oradan da Eğirdir Gölüne verilmektedir. Çay Deresi’ne verilirken de, suyun düşü gücünden istifadeyle, Çay Köy’deki tesislerde elektrik üretilmektedir.
Çevre ve Orman Bakanlığı’nda Genel Müdür olan Fevzi İşbilir Bey, “1986 yılında DSİ teşkilâtında çalışırken, Sodyum Floreseyn deneyi sayesinde, 1002 rakımlı Geneli Gölünün düdenlerinden salınan boyar maddenin, 916 rakımlı Hoyran Gölünden çıktığını” söylemişti. Demek ki, Geneli Gölü’nün suları Hoyran Gölü’nü beslemektedir.

Hoyran ve Eğirdir göllerinin birleştiği Kemer Boğazı’nın dâhil olduğu Afşar kazası ile Hoyran Gölü’nün doğusunda ve kuzeyinde bulunan ve Eğirdir kazasına bağlı olan yer ile Hoyran Gölü’nün batısında bulunan Kara Arslan ovasının bağlı bulunduğu Uluborlu kazasının 1530 yılındaki hâlini anlamaya çalışırsak, şunları görürüz:
1-Afşar kazasına bağlı olup bugün dahi varlığını sürdüren köyler: Bağlu (Bağıllı), Balcı, Çaltı, Keçili, Köke, Kötürnek (Madenli), Şaraphane (Esinyurt), Yaka ve Yeňice köyleridir. Balcı ve Keçili bir ara yok olmuş olup, daha sonra, bunların örenleri üzerine aynı adla tekrar köyler kurulmuştur.
Barla Nahiyesi ve ona tabi Gelendos Karyesi
Ören yerleri bilinen Afşar köyleri: Ak-çapa, Akmescid, Akbük, Dere veya Dere ağzı, Güdül, Ilgun, İn, İt- burnı, Maziye, Kızık, Kızıl kaya, Kuyucak, Rum- değen köyleri ve Barla Nahiyesine bağlı Dutaş karyesi.
Yerini tahmin ettiğim köyler: Karzı (Gaziri, bugünkü Aşağı Tırtar civarı), Melen- gömü (Barla kasabası doğusunda göl suları içinde kalan), Darılar (Yeňice Dutlar denilen yer), Eskeles veya İskas karyesi Afşar Dodos mevkiinde.
Yerini bilemediğim köyler: Derziler, Emirlü ve Ekbe köyleri.
Mihail (Yeşilköy) ve Sarı İdris köyleri Eğirdir kazasının Anamas Nahiyesi’ne bağlıdır.
Mihail Köyü’nün altında bulunan ve eskiden Uluborlu Kazası’na bağlı Dadil Köyü’nün adı eski kayıtta yani 1530 defterlerinde görülmemektedir.
2-Eğirdir Kazası’na bağlı, Hoyran bölgesindeki Eğirdir Yörük ve Cemaatları şöyledir: Timur, Koyranlu (Hoyranlu), Gözlu, Keçilu, Namraş, Kara Halillu, Eşeklu, Yavdaş veya Bavdaş (Yavdaş), Saruca Ma’mad, Kıraclu, Firuzlu, Kundanlu, Akdağ, Kızıllu, Karamanlu, Kumral, Çilkaramanlu, Salihlu (Çobansa), Karacalu, Saruhan, Kasımoğlu, Karacaoğlu Obası ve Mustafa Fakih Cemaati.
Bugün dahi varlığını sürdüren köyler: Akça-hisar (Akçaşar), Elgi (İleği), Gökce (Gökçe Ali), Göynücük, Mısırlı, Tokmacık, Kul-saru (Kurusarı), Yaycılar (Yağcılar köyünün doğru adı, yayla yüň attıkları için, Yaycılar’dır) olup bugün hepsi de Yalvaç kazasına bağlıdır.
Ören yeri belirli olan köyler: Mermerli-beli (Kaşıkara), Kökez (Tokmaçık- Akçaşar arasında), Göçet (Eyüpler Köyü’nün batısında, Kekeç denilen yer), Kayı (Kundanlı, Kayı Hr.), İl-almış (Kundanlı, Ulamış denen yer), Ağıl (Kaşıkara, Ağıl önü), Ekizceler ( Eyüpler olabilir), Özlüce-ağaç (Kırkbaş köyü Eğrice Hr. yeri), Suvad (Taş Evi’nin doğusu Hoyran Gölü kenarı), Beldecik mz. (Yk. Tırtar’ın yanında), Akça-kilise (Gaziri adası, 1530 yılında ada olmayıp Hoyran ayağında bir tepecik durumundaydı.)
Ören yeri belli olmayan köyler: Çeltük, Delikli kaya, Ören deresi, Balıkçı Hacı, Özlüce-ağaç, Koz-ağacı, Kuruca-boğaz, Avdancık, Bayındır, Cözer, Köseler.
Kâtip Çelebi’de şöyle geçmektedir: Hoyran, Eğirdir gölünün kuzeyinde 36 pare karye ve bir hisardır. Bunun halkı sabıka konargöçer ulu Yörük taifesi idi. Sonra karyelerde mütemekkin oldular. Zeki Arıkan sf.41.
Zeki Arıkan, Kundanlı, Celepkeş ve Büyük Mısırlı Yörükleri’nin Hoyran’dan Sultan Dağları ve Anamas Dağları’na kadar olan bölgede perakende yaşadıklarını söylüyor. Hamitli Yörükleri’nin, Derbent gençlisü 109 nefer, Kutbeddin 100, Kaşıkara 102, Küçük Mısırlı 22, Büyük Mısırlı 66, Karabaş 42, Fatmalı 91, İnceboğazlı 52, Yataklı 222, Bıyıklı 288 nefer olup İğdecik delisü ve Düden delisü yörüklerine de rastlanıldığını söylemektedir.
“Deştibani-i Hoyran ayağı ve Arslan ayağı avaid-i mukeyyedat, hâsıl 690” (Akçe) şeklindeki defterin 300. sayfasındaki kayda göre, ayak deye bahsedilen şey, ya Hoyran ilâ Kara Arslan ovalarının Hoyran Gölü kıyılarıdır veya bu iki ovadan geçip gelen akarsuların göle döküldükleri yerdir. Bu iki ayaktan Deştibani adı altında 690 akçe gelir alınmaktadır.
Hoyran mz. ( Bugün Yalvaç kazasının bir nahiyesi olup, o zaman Eğirdir kazasına bağlı ve mezra hâlinde idi.)
Kumarı-bükü mz. (Şeyh-Kumar zv., Kumarlu Cemaati, Anamaslu ta’ifesi-Yörükanı Maraş)
Ayıplar, Celepkeş, Kırkbaş ve Kundanlı köylerinin o zamanlar henüz yerleşmedikleri görülüyor. Kundanlu aşireti bilahare, Hoyran mezrasına yerleşmiş olmalıdır.
Yalvaç kazasının, tabir caizse burnunun dibindeki köylerin Eğirdir kazasına bağlı olmasının sebebi, o köyleri meydana getiren halkın Eğirdir aşiret ve cemaatlerine mensup olmaları veya onlar ile akraba olmuş olmasındandır.
3-Uluborlu kazasının bugün devam eden köyleri: Belisiye (Bisse, Başköy), Dere (Dere köy), İleyler (İleğidağı), Kabaclu (Küçük Kabaca köyü), Seňirkent (Senirkent ilçesi), Ulu-küp (Ulubey), Yassıviran (Yassı Ören), Yüreki kabaçlu (Büyük kabaca kasabası).
Yeri belirli köyler: Abdülcebbar (Alcıbar kuyusu, Garip ile Güreme arası), Çaylak (Yassıören, Büyükkabaca arası, mevkisi var), Kara-aslan ( Uluborlu, Senirkent arası, ovada), Kucak (Senirkent hastanesi ile Güreş yeri arası), Kayılı (Büyükkabaca Namraş mevkiinde öreni var), Akça keçilü (Ak keçili köyü yakınında), Boz durmuş (Boz Durmuş belinde).
Yeri belli olmayan köyler: Çakal, Şuayb (Garip olabilir), Susuz, Bude, İshaklar, Salgan, Salgan Öyüğü, İbn-i Emre köyleri.
İne- sara köyünün adı defterde yoktur. Bağlucalar, Çatak-oğlu, İshak viranı, Papa deresi ve Yuvalu mezraları ve Bozdurmuş beli, Yoğurtçu derbendi, Ak-Orpaz dağı yaylası ve Orpaz Dağı Çayırlığı Uluborlu kazasında geçmektedir.
Gölcük Dağı aynı zamanda Eğirdir’de de geçtiğine göre, Uluborlu- Barla arasındaki dağın o zamanki adı Gölcük Dağı olmalıdır.

Hacı Bekir’in anlattığı Köpek Sultan hikâyesi ile 1530 tarihli yazım defterinde geçen Uluborlu Kazası’na bağlı Abdülcebbar Karyesi’ndeki Şeyh Köpek Zaviyesi arasında şöyle veya böyle, bir tür ilinti olmalıdır. Değilse, olay bir köpeğin eniklerini 3- 4 biň metre uzaklıkta, Barla yakınındaki “eski köy yerine” götürme hikâyesi boş olmasa gerektir. Köpek Sultan, zaviyenin o zamanki Şeyhi olmalıdır. Yeňice Köyü Köprüsüne 12 bin metre mesafede ve 1530 yılındaki yazımda Abdülcebbar Karyesi olarak geçen köy, Güreme Köyü ile Garip Köyü arasındaki Alcıbar Kuyusu civarında bulunmaktadır. Hoyran Gölünün yükselmesi ve Geneli Gölünün sularının bir gecede boşalmasının sebebi belki de bir yer hareketidir . Bekli de Hoyran’a bağlı olan eski Mermerli Beli Köyü’nün Geneli Gölü kıyısındaki mermer ocaklarındaki bir çalışma esnasında, bir düdenin ağzının açılması veya sellerle gelen toprağın ve kumların Hoyran ve Senirkent tarafındaki haliçleri doldurması sonucunda Hoyran Gölü yükselerek taşmış olmasıdır. Günümüzde, her yıl, Kıbrıs Adası büyüklüğündeki toprağımızın, seller vasıtasıyla denizlere taşındığını çevreciler söylemektedir. Hamit Türkmenleri, Hoyran Gölünün ağaçsız arazilerdeki toprak kaymalarından taştığına ve bunun yüzünden köylerin sular altında kaldığına dair sağlam bilgileri olsaydı, meşe ve ardıç korularını yok ederek, toprakların göllerimizi doldurmasına sebep olmaz veya fırsat vermezlerdi. Kâtip Çelebi’nin Cihannüma’sında “balığı çok göller üzerinde ve ağaçlı dağlar eteğinde” diye bahsettiği güzel Hamiteli’nin göllerini, bilgisizlik yüzünden, neredeyse balıksız, dağlarını da ağaçsız bırakma başarısını göstermiş bulunuyoruz.
13 Temmuz 1995 günü, Senirkent Kazası’nın çevresindeki ağacı kalmamış yamaç topraklarının, yağmurun etkisiyle bir anda kayarak evlerin ve sokakların çamurlarla dolduğunu bizzat gördüm. Bu felâkette meydana gelen çamur akıntısı yüzünden 74 kişi hayatını kaybetmiş, yüzlerce işyeri tahrip ve binlerce hayvan telef olmuştur.
Bu kadar bilgi takdiminden sonra, gelelim bizim köprümüze. Osmanlı’nın İl Yazıcısı Sarı Seydi hemşerimizin tuttuğu defterler olmasa, bizim Yeňice Köyü Köprüsü unutulup giderdi. Kemer mevkisi adından da anlıyoruz ki bu köprü, KEMER tarzında yapılmış, hem büyük, hem de meşhur bir köprü olmalıdır. Nitekim Muhasebe-i Vilayet-i Anadolu Defterinin 314. sayfasında görüldüğü gibi siyakat hattı ile “vakf-ı köprü-yi garye-i yeňice, nakid 400 (akçenin) ripinden hâsıl olan meremmetine sarf oluna diyu meşruttur” diyerek, vakıf kayıtlarına geçmiş olması, köprünün büyük ve önemli olduğunu göstermektedir.
Eğirdir ve Hoyran göllerinin birleştiği yerde, o günün şartlarında bir kemer köprünün yapılmış olması, boğazın bir ırmak halinde olduğunu göstermektedir. O zaman, Hoyran Gölü, Eğirdir Gölüne bir boğazla bağlı idi. Hoyran Gölünün doğusunda o zaman var olan Hoyran adlı mezra yerinde şimdi nahiye merkezi olan Hoyran veya Kundanlı Kasabası bulunmaktadır. Kemer tarzında yapılmış olan işbu Yeňice Köyü Köprüsünün üzerinden gidilince, Uluborlu- Afşar arası 47 bin metre kadar tutmaktadır. Aksi hâlde Afşar kazasından, Uluborlu ve Barla şehirlerine göl aracı olmadan gitmek mümkün değildir.
O zamanlar, 191 nefer ve 146 haneli büyük bir köy durumunda olan Gelendos, 4 biň metre mesafede bulunan Afşar kazasına doğrudan bağlı olmayıp 31 biň metre uzaklıktaki Barla Nahiyesi’ne bağlı idi. Bu durum ise, Gelendos ve Barla arasında geçmişe dayanan önemli bağların var olduğunu göstermektedir.

Resim-1:(Temsili) Dadil Hanı’ndan kalkıp Şeyh Köpek Zaviyesi üzerinden Uluborlu’ya giden bir kervan Yenice köyü köprüsünü geçerken görülüyor. Batuta’ya göre Eğirdir’den kalkan bir yelkenli de Beyşehir Gölüne gidiyor.

Ayrıca;
1- Bizans döneminde önemli iki yerleşim yeri olduğunu zannettiğim Barla ve Gelendos, o zamanlar Yeňice Köyü Köprüsü vasıtasıyla birbirlerine bağlanmakta idi.
2- Barla Kasabası’nın ve Eğirdir Gölü’nün tam doğusunda bulunan, tarihteki Dadil köyü ve Dadil Hanı ancak, Yeňice Köyü Köprüsünün varlığı sayesinde 63 bin metre mesafedeki Uluborlu Kazasına bağlı olabilecektir.
Bizim yanılgımız, araziyi, yani yeryüzünü, bugün olduğu gibi farz etmemizden kaynaklanmaktadır. Seyyah İbn-i Batuta “Eğirdir’den gemilerle Akşehir ve Beyşehir’e bir günde gidip, bir günde geliyorlar” demektedir. Hâlbûki, Eğirdir’den Beyşehri’ne gemiyle gidilemez. Olsa, olsa Hoyran Gölü’ndeki yerleşim yerlerine gidilebilir. Beyşehir Gölünün Batı kıyısında Hoyran (Gölyaka) adında bir yerleşim yerinin bugün dahî var olması, Gelendos isminin de küçük bir değişiklikle Geledos olarak Beyşehir Gölü’nün kıyısında bulunması, İbni Batuta’nın da, bizim de yanılgımıza sebep olmuş olmalıdır.. İbni Batuta’yı yanıltan diğer bir husus da, Sultan Alaeddin Keykubat’a ait, Beyşehir Gölü kıyısındaki ünlü sarayı ve bu sarayın Hoyran adındaki bir yerde olmasıdır. Yenişarbademli Kazası’nın kuzey batısında bulunan 1772 rakımlı Geledos tepesinin de Hoyran Köyü’nün iki bin metre kuzeyindeki Alaeddin Keykubat’a ait Yazlık Saray’a olan uzaklığı 8 bin metredir. Hoyran Gölü ile Beyşehir Gölü’nün karıştırılmasına, bu bilgi kargaşası sebep olmuştur.
Bugün, Eğirdir Gölü’nün bir ucundan diğer ucu arasındaki mesafe 26 bin metre gelmektedir. O günün şartlarında teknelerle bir günde ancak gidilebilir. Bir gün gidiş ve bir gün geliş hâli, İbni Batuta’yı doğrulamaktadır. Bundan 675 sene evvel Hoyran Gölü’ne dökülen iki akarsuyun ayaklarının haliç halinde olduğunu ve bu halicin uzun yıllar içinde sellerin ve akarsuların getirdiği teressübat veya sürüntü maddeleriyle dolarak bugünkü hâlini aldığını, Gaziri adasının da Hoyran ovasında bir tepecik halinde olduğunu zannediyorum.
Öyle anlaşılıyor ki, Hoyran Gölü, Sarı Seydi’nin yazımından 84 yıl sonra, günümüzden 394 yıl evvel, Sultan I. Ahmet’in saltanat zamanı olan M. 1614 yılında taştığı zaman, hem Yeňice Köyü Köprüsü, hem de Yenice köyünün yakınında olduğu sanılan Maziye Köyü ve diğer bâzı köyler sular altında kalmıştır. 1614 yılında taştığı bilinen gölün ne kadar yükseldiğini de tespit etmek gerekmektedir.
Gölün en derin yeri 16, boğazın en derin yeri 6 metre, genişliği ise 1400 metredir. Hacı Bekir Vural Bey’in dediğine göre, “kayıkla gölde gidilirken, Aynalı Çarşısı olan köyün minaresine kayığın dibi değmektedir.” Bundan anlaşılan, o felâket zamanında, sular 3-4 metre kadar yükselmiş olmalıdır. Su altında kalan köyün bir minaresi olduğuna göre, köyde bir mescidin de olması gerekmektedir. Su altında kalan köyün civarındaki bir yerin adına Mazin Gamışı denilmesi de Melen - gömü adını hatıra getirmektedir. Bir başka teferruat olarak zikri değer bir şey de, 1530 yılındaki yazımda mevcut olup da bugün yerini tespit edemediğim ve mescidi olan yegâne köyün, kayıtlarda Melen- gömü olarak yazılmış olmasıdır.
Yeňiceliler, göl yakınında eski Maziye köyüne ait bir yere “Mazı Yazısı” yani “Mazı Ovası”, Mazı Ovası’nın kuzey tarafına da Mazı Bağları demektedirler.


Resim- 2: Kemer Boğazı’nın batı yakası olan Bülbül Mevkiinden 968 rakımlı Kel Tepe ve sağ tarafta 1303 rakımlı Sivri Tepe ve vadi görülüyor. Eskiden gölün iki yakasını yani Uluborlu- Senirkent tarafını Yeňice-Afşar-Karaağaç’a bağlayan Kemer Köprü ve yol, 1614 yılında gölün taşmasıyla sular altında kalarak yıkılmıştır.

Yeňice Köyü’nün 1500 metre Köke Köyü tarafında bulunan bir yere hâlâ, Ahmet Tekkesi demelerinden eski Yeňice Köyü’nün ve Şeyh Ahmet Zaviyesi’nin orada bulunduğunu, Afşar kaza merkezinden gelen yolun da Yeňice köyünden geçerek 1303 rakımlı tepenin doğu ve kuzey eteklerinden köprüye gittiğini tahmin ediyorum. 1530 tarihinde henüz Akdağ köyü bugünkü yerinde yoktu. Ilgın Köyü’nde gösterilen Şeyh İvaz Zaviyesi’nin yerinde şimdi, bir yatır vardır. Ilgın Köyünün 2 bin metre batısında Akbük Mevkisi vardır. 1271 rakımlı Gökkara ile 1303 rakımlı Sivri Tepe arasında kalan vadide, toprak yolun kenarında, Ulu bir meşe ağacı ile Yörüklere ait 10- 15 mezar vardır. Demek ki Yeňice Köyü Köprüsü’ne giden tarihî yol bu vadiden geçmektedir. Ulu meşe ağacının olduğu yere, “Kızılalı veya Dedelik” yatırı denmektedir
1403 yılında Timurlenk, Eğirdir’i işgal ettiği zaman ahalinin Nis adasına sığındığı, Timur’un askerlerinin havayla şişirilmiş hayvan derileriyle adaya çıktığını anlatır veya bazı tarihler öyle yazarlar ki bu bilgi yanlış olmalıdır. Çünkü bu bilgi Eğirdir ile ada arasında bir yol olduğu, gölün yükselmesiyle bu yolun sular altında kaldığı bilgisiyle çelişir. Yahut Göl bazen yükselmiş bazen de çekilmiştir kanaatine varmamız icap etmektedir.
Afşar halkının, Afşar, iki gözlü kemer köprü, Dodos, Üründüğüm, Akmezgit, Hüyük önü, Şaraphane altından Kudret veya Dadil Hanına giden eski yola ipek yolu dediklerini öğreniyorum. Belki de Afşar kazası, Yenice köyü, Dedelik (Kızılalı mevkii), Yenice köyü köprüsü ve Senirkent üzerinden Uluborlu’ya giden yola da ipek yolu diyorlardır.
Afşar kazasından doğuya giden yol veya yollar şöyle olmalıdır:
1- Afşar, tek gözlü kemer köprü, Gelendos, Bağlu, Balcı, Halep oğlu öreni, Ören köy, Donaşa, Karaağaç, Fele Pınarı, Kır-ili ve Konya
2- Afşar, Gelendost, Bağlu, Kötürnek, Örkenez, Akşehir ve Konya
3- Afşar, Gelendost, Bağlu, Akçapa, Hüyüklü, Yalvaç, Akşehir ve Konya
Uluborlu kazasından gelip, Yenice Köyü Köprüsü ve Gelendos üzerinden Karaağaç- Kıreli ve Konya’ya giden yol, Yalvaç üzerinden geçen yoldan 20 bin metre daha kısadır. Eski zamanlardaki kervancıların ve devlet yöneticilerinin, bu hususu göze almış olmaları gerekir. Bu bilgilerden hareketle, Konya- Uluborlu kervan yolu üzerinde bulunan Afşar Kazası’nın, Yenice Köyü Köprüsü’nün yıkılmasıyla devre dışında kalmış olduğu ve önemini yitirdiği söylenebilir.
Özet olarak;
1- Eğirdir Gölü olarak gösterilen göl, Kemer Boğazıyla ayrılan iki ayrı göl olup kuzeydeki Hoyran, güneydeki Eğirdir Gölüdür.
2- Kemer Boğazı’nda, Roma dönemine ait olduğunu sandığım tarihi bir kemer köprü vardır. Bu köprüyle gölün doğu ve batı yakası birleşmektedir.
3- “Kemer Mevkii” ve “Kemer Boğazı” yer adları, isimlerini bu kemer köprüden almaktadırlar.
4- Köprünün batısında Uluborlu, Yassıören, Bisse, Barla ile doğusunda Gelendos, Keçili köyü yakınında Halepoğlu öreni, Örenköy, Karaağaç, Fele (Eflatun) Pınarı yakınında İzne bolu-yı Bala şehirleri birer tarihi yerleşim yerleri olup, Roma dönemine ait yol üzerinde bulunmaktadırlar.
5- Eski iki şehir olan Barla ve Gelendos bu köprüyle birbirine bağlanmaktadır.
6- Yalvaç kaza merkezinin kuzeyinde bulunan Pisidya Antakya’sı, bu Roma dönemi yola yakın bulunmaktadır.
7- S. S. Böcüzade, Karaağaç Kazası’nın merkezinde Selçuklu döneminden Osmanlı’ya intikal eden Akça Kale adında bir kalenin mevcut olduğunu ve bu kale kalıntılarını, bizzat gördüğünü yazmaktadır. Hâlen, Karaağaç Kazası’nın merkezinde Asıl Kale, Aşağı Kale, Ulvi Kale, Orta Kale gibi mahalle isimleri mevcuttur.
8- Neşet Çağatay tarafından Afşar sınırları içinde gösterilen Kuyucak Köyü ile 1530 kayıtlarındaki Kuyucak Köyü; Balcı Köyü’nün kuzey batısındaki Kuyucak Öreni, yaylak ve kışlak şeklinde aynı köy olmalıdır. Sultan Dağları’ndan doğup, Yalvaç civarından geçip gelen Akçay veya Doğanbey Çayı olarak da söylenen 100 bin ölçekli haritalarda ise Öz Deresi olarak gösterilen akarsuyun adının Bigadiç Çayı olduğunu yazmaktadır. (Ün sf. 1744)
9- Kötürnek Köyü’nün kuzeyindeki 1121 rakımlı tabii bir kale durumunda olan tepede çok eski bir kalenin yıkıntıları mevcut olup Kötürnek ve Eğirler halkı düzeň ve asarlık demektedir. Burası, bir ihtimal, çok eski bir müstahkem olan Miryokefalon kalesi olabilir.
10- İbni Batutta’nın Beyşehir Gölü zannettiği göl, Hoyran Gölüdür.
11- Değirmen Çayı, Pupa Çayı ile Kayaağzı ve Kirişli dağlarının batı kıyılarından çıkan kaynaklarla Hoyran gölü beslenmektedir. Geneli Gölünün suları da yeraltından Hoyran gölüne akmaktadır. Ün Dergisi’ndeki bir harita, Hoyran gölünün çevresini tebeşir arazi, Eğirdir gölünün batısını eosen, doğusunu miyosen olarak farklı yapılarda olduğunu gördüm. Böcüzade, gölün, “7 ila 10 bin metre eninde, 35 bin boyunda ve akıntısının Hoyran cihetinden Eğirdir’e doğru ve pınar pazarı mevkiinden de Tepeli köyüne doğru aktığını” söylemektedir.
Kemer Boğazı’nda ciddî bir araştırma sonunda her şey daha açık ortaya çıkacaktır. 394 yıldır sular altında bulunan köprü enkazını halkımızın bilgisine sunmalı ve bu iş için de, Karayolları Genel Müdürlüğü Tarihî Köprüler Şubesi’ne başta Üniversitemiz olmak üzere Hamideli halkı ve kurumları tarafından her türlü destek verilmelidir.
Son olarak, tarih ile ilgili bir tahminde bulunmam gerekirse, Hicretin 572. yılında, bir Cuma günü (M. 1176 yılı 17 Eylül) II. Kılıç Aslan’ın Bizans İmparatoru Manuel Komnenos’u yendiği yerin bu boğaz olabileceğini söyleyebilirim. Miryokefalon savaşı, ne Osman Turan Beyin dediği gibi Kundanlı arazisinde, ne de Hüseyin Şekercioğlu Beyin dediği gibi Celeptaş, Eyüpler, Akçaşar, Elbiz deresi ve Kötürnek köyü güzergâhında olmuştur.
Çok muhtemeldir ki, Miryakefalon savaşı, Yeňice köyü köprüsünün bulunduğu Kemer Boğazı ve Geçidinde vuku bulmuş olmalıdır.
1 Aralık 2008 günü bölgeye yaptığım bir gezide, bu defa boğazın batı kıyısı olan Bülbül mevkiini dolaştım. Büyükkabaca Kasabası halkından olup balıkçılık ile uğraşan Ramazan Yalvaç, Bülbül’de bulunan kulübesinde ziyaret ettiğim esnada, Bekir Vural Bey’in anlattığı Köpek Sultan olayını bazı değişikliklerle tekrar etti ve bir yakınının, boğazda bulunan “Bölük ada” civarında bir kılıç bulduğunu anlattı.
Göl içinden bulunan eski bir kılıç Miryokefalon savaşının bir şahidi olabilir düşüncesiyle, görüp resmini almak için yaptığım gayretler bir netice vermedi. Kılıcı evine götüren şahıs kılıcın kaybolduğu söyledi.


Resim- 3: Harita, Hoyran ve Eğirdir Göllerin birleştiği yerde Yeňice köyü köprüsünden geçen tarihi yolu, sarı renkli olarak göstermektedir. Bizans İmparatoru Manüel Komnenos ile Selçuklu Sultanı II. Kılıç Aslan arasında vuku bulan Miryokefalon savaşının cereyan ettiği “Kemer Boğazı” kırmızı renkle gösterilmiştir.
“Gelendost Tarihi” kitabını yazan hemşerim Hüseyin Şekercioğlu’nun dediğinin aksine de olsa, Miryokefalon Savaşı’nda Bizans ordusuna öldürücü darbenin vurulduğu yerin, Kötürnek Boğazı olmayıp, Kemer Boğazı ve Kemer Boğazı’ndaki, adı sonradan Yeňice köyü köprüsü olan tarihi kemer köprü üzerinde -köprünün bulunduğu geçitte- olmuştur.
Yörede uzun yıllar araştırma ve kazı yapan Prof. Dr. W. M. Ramsay bu köprüden ve yoldan haberi olmuş olsaydı savaşın Kundanlı önlerinde olduğunu söylemez ve Tarihçi Osman Turan Bey dahi Ramsay’a uyarak Miryokefalon savaşının cereyan ettiği yer olarak Kundanlı’yı göstermezdi.
Hüseyin Şekercioğlu’nun Gelendost’ta bulunan Miryon ve Fatlın yer adlarından ve Fatlın ovasındaki tarlalar içinde çift sürerken ele geçirilen ok ve mızrak uçlarından yola çıkarak, iddia ettiği Miryokefalon Savaşı’nın Gelendost civarında olduğu hakkındaki tezi, küçük fakat önemli bir farkla kuvvet kazanmış bulunmaktadır. Bizans ordusunu ikiye ayıran dar geçit, üzerinde Yeňice Köyü Köprüsü’nün de bulunduğu, yaklaşık 14 bin metre uzunluğundaki geçittir. Bahis konusu kemer köprü, 14 bin metre uzunluğundaki geçidin neredeyse tam ortasında bulunmaktaydı. Geçidin batısında kalan Seňirkent Ovası’ndaki artçı Bizans Ordusu’na, sayıları 30 ila 50 bin civarında olan Türkmenler, geçidin çıkış yerindeki öncü Bizans ordusuna ise, başında Sultan’ın bulunduğu Selçuklu Ordusu saldırmıştır.

İki gölün birleştiği yerde bir köprünün olduğunu ve Uluborlu- Senirkent tarafının, bu köprü vasıtasıyla, Afşar- Karaağaç tarafına kısa yoldan bağlanmış olduğu yolundaki bilgiler tarihçilerimiz tarafından değerlendirilirse, bâzı tarihî olayların da izahında değişiklik olabilecektir.

18 Aralık 2008/ Ankara

Ramazan Topraklı, İnşaat Y. Müh. (ramazantoprakli@yahoo.com)

Hilal
Admin

Mesaj Sayısı : 51
Yaş : 29
Nerden : Eskişehir
Kayıt tarihi : 12/02/09

Kullanıcı profilini gör

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön


 
Bu forumun müsaadesi var:
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz